Tavlanın tarihi
Tavla, insanlığın hâlâ oynadığı en eski oyunlardan biri. Beş bin yıllık yolculuğunda adı da kuralları da değişti; masada iki zar ve otuz pul olduğu gerçeği değişmedi.
Mezopotamya: bilinen en eski akraba
Bugün elimizdeki en eski örnek, Güney Irak'taki Ur kraliyet mezarlarından çıkan ve yaklaşık MÖ 2600'e tarihlenen oyun takımı. Yirmi kareli bu tahtada iki oyuncu, atılan zarlara göre taşlarını yarıştırıyordu. Oyunun kuralları bir Babil çivi yazısı tabletinde korunmuş; tablet MÖ 2. yüzyıla ait ve oyunun o tarihte bile bin yıllardır oynandığını gösteriyor.

Mısır'daki senet de aynı aileden sayılır ama tavlanın doğrudan atası değildir; zarla ilerleme fikrinin ne kadar eskiye gittiğini gösterir.
Roma: tabula ve oyunun adı
Romalılar benzer bir oyunu ludus duodecim scriptorum, yani "on iki çizgi oyunu" adıyla oynadı. Zamanla sadeleşip tabula adını aldı; tahta anlamına gelen bu kelime bugün Türkçede oynadığımız oyunun adına, tavlaya dönüştü.
Tarihin kayda geçmiş en meşhur kötü atışı da bu döneme ait: Doğu Roma imparatoru Zenon, MS 480 civarında oynadığı bir partide neredeyse kazanmak üzereyken attığı zar yüzünden üç pulunu birden açıkta bıraktı. Partiyi izleyen biri konumu yazıya geçirdiği için, on beş asır sonra o oyunun tahtasını hâlâ kurabiliyoruz.
İran: nerd ve zarın dili
Sasani İran'ında oyun nerd adıyla oynandı ve saray kültürünün parçası oldu. Bir Pehlevi metni ile Firdevsî'nin Şehname'sinde anlatılan efsaneye göre, Hint hükümdarı bilmece olarak satrancı gönderince İran veziri Bozorgmehr oyunu çözer, karşılık olarak nerdi icat edip Hindistan'a yollar. Efsanenin tarihsel doğruluğu tartışmalıdır; ama iki oyunun neyi temsil ettiğini güzel anlatır: satranç aklın, tavla ise aklın ve şansın birlikte oyunudur.
Zarların adları bize bu dönemden kaldı. Yek, dü, se, cihar, penç, şeş: hepsi Farsça sayılardır. Bu yüzden altı-beş atışına şeşbeş, çift altıya düşeş deriz. Oyunun adı Latinceden, zarların dili Farsçadan gelir; tavla, tam olarak geçtiği yolların toplamıdır.

Anadolu ve kahvehane
Oyun Anadolu'ya İslam dünyası üzerinden geldi ve Osmanlı şehir hayatında kendine kalıcı bir yer buldu. Tavlayı bugünkü hâline getiren şey de burada şekillendi: kahvehane. Oyunun kendisi kadar çevresindeki konuşma da oyunun parçası oldu. "Gele", "geçmiş olsun", "çaylar benden" gibi ifadeler kuralların içinde yazmaz ama tavlanın nasıl oynandığını kurallar kadar belirler.
Sedef kakmalı ahşap tahtalar, Gaziantep ve İstanbul atölyelerinin ustalığıyla birlikte oyunun bir eşya kültürü de oluştu. Tavla takımı, evlerde nesilden nesile geçen az sayıdaki oyun eşyasından biridir.

Avrupa ve modern backgammon
Oyun Orta Çağ'da Avrupa'da "tables" adı verilen bir aileye dönüştü ve zaman zaman yasaklandı. Kuralları ilk kez 1743'te Edmond Hoyle derli toplu biçimde yazdı. Son büyük değişiklik 1920'lerde Amerika'da oldu: bahsi ikiye katlamaya yarayan katlama zarı eklendi ve oyun bugün dünyada bilinen "backgammon" hâlini aldı.
Türk tavlasında katlama zarı kullanılmaz. Bizim oyunumuz Hoyle öncesinin sadeliğini korur: iki zar, on beş pul, kapı tutma ve mars.
Bilgisayarlar ne öğretti
1979'da bir bilgisayar programı dünya şampiyonunu yenerek tavlayı, insanı yenen ilk oyunlardan biri yaptı. 1990'larda kendi kendine milyonlarca parti oynayarak öğrenen programlar geldi ve ustaların doğru bildiği bazı hamlelerin yanlış olduğunu gösterdi. Bugün kabul edilen açılış hamlelerinin bir kısmı o dönemde değişti; tavla, beş bin yaşında hâlâ öğrenmeye devam eden bir oyun.
Şeşbeş'in adı da bu tarihin içinden geliyor: altı-beş, tahtada en uzağa götüren atış. Kuralları buradan okuyabilir, terimler sayfasında zarların Farsça adlarını görebilirsin.